- 1/10/2019 8:53:43 AM
Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş...
Bu haber 144 kez okundu

 

 

Suriye'de başlayan olaylar sonrası ülkemize yoğun bir göç hareketi yaşandı. 2013 yılında başlaya göç 2014 ve 2015'de artarak 2018 verilerine göre 3 milyon 622 bin 366 kişiye ulaştı (Göç İdaresi 3.622.366).

 

Suriye, Afganistan ve İran'dan başlayan göç hareketi milyonlarca insanın sınırlarımıza gelmesiyle oluşan ''Açık Sınır Politikası'' uygulanma zorunluğu doğdu. 

 

2010-2011 yıllarında, bazı yabancı ülkelerin iklim değişikliği adı altında hazırladığı raporlarda yukarıda yazılı ülkelerden göç hareketleri yaşanacağı açıkça işaret ediliyordu. Bizim kurumlarımız bunları göremedi ve iyi değerlendiremedi. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. 

 

Milyonlarca masum insan ülkelerini terketmek zorunda kalmış ve sığınacak ülkelere doğru yola çıkmış ve bir çoğu Türkiye'ye sığınmıştır. Yaşlı, kadın ve çocukların yaşadığı bu zorlukları tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Kamplardaki zor şartlar, kış aylarında yaşanan zorluklar, Kızılay ve AFAD'ın milyonlarca insana anlık destek vermesi kolay olmadı, halende kolay değil. Çünkü sınırdan girdikten sonra bütün iş bu iki kuruma yıkılmış durumda. 

 

 

Türkiye'de gerek siyaset, gerek toplum, gerek ilgili kurumlar bazı sorunları doğru zeminde tartışamıyor. Sorunları yeni bir sorun yaratarak çözmeye çalışıyoruz, tabi gerçekler hiç öyle değil. 

 

Uzun zamandır tartışılan ülkemize sığınan resmi adıyla ''Geçici Koruma Unsurları'' ( Suriye-İran-Afganistan vatandaşları) üzerinden toplumda bir takım rahatsızlıklar oluşmuş ve konu tartışılmaya başlanmıştır. 

 

Taraflar konuyu  tartışırken; bir taraf diğer tarafı ırkçı olmakla suçluyor, bir diğer taraf yapılan yardımlar ve harcanan 187 milyar Türk Lirasının kendi ceplerinden çıktığını ima ederek bu soruna bir çözüm bulunmasını istiyor. İlçelerde kalabalıklaşan yabancı nüfusun yaşamlarını zora soktuğundan bahsediyor. Her iki kesimdende kötü niyetli yaklaşım içinde olanlar olduğunu görüyoruz bunlar toplum içinden, gazeteci veya siyasetçilerde olabiliyor. 

 

8 Eylül 2018 günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın yaptığı açıklamada ''Geçici Koruma Unsurlarını'' kastederek gönüllü ve güvenli bir şekilde ülkelerine dönüşlerinin sağlanmasını belirtmişti. İlgili kurumlar bunu talimat olarak görmeli ve hemen harekete geçmeliydi. 

 

 

Geçtiğimiz günlerde TBMM Başkanı Binali YILDIRIM'da İstanbul'da basın mensuplarıyla yaptığı toplantıda ''Geçici Koruma Unsurlarını'' belirterek bunların ülkelerine geri dönüşün sağlanacağını, 300 bin civarında geri dönüş olduğunu ve geri dönüşlerin devam edeceğini açıkça çok net belirtti.  

 

Bu süreç içerisinde yapılan tartışmaları analiz ettiğimizde iktidar partisine yakın olan veya partili bazı isimler yazılı ve görsel medyada konuyu gerçekleri yansıtmayan bir zemine çekmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasına karşı bir takım söylemlerde bulunmuşlardır. 

 

İktidar partisi içinde bu konuyu yanlış bir zemine çekenlerin bazılarının Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasından habersiz olduğu için bu yönde bir savunmaya geçtiğini bilmeyerek bu hatayı savunduklarını, diğer kesimin emparyalist planların uygulayıcısı olan, siyasi bilinçlendirme yaparak  emparyalistlere çanak tutanlar olarak ikiye ayırmak zorunda olduğumuzu görüyoruz. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 8 Eylül 2018 günü yaptığı açıklama ''Devlet Politikası'' anlamındadır ve ilgili kurumların hemen harekete geçmesi gerekmektedir. Tabi biz maalesef halen bunu anlayamıyor ve göremiyoruz, Ankara'dan birileri gelecek ve bu sorunları kendileri çözecek diye bekliyoruz. Harekete geçenleri engellemeye kalkan partililer olduğunu görüyoruz. 

 

Toplumda yükselen seslere kulak vermek, sorunları doğru zeminde tartışmak, toplumun çözüm önerilerini dinlemek ve bu sorunlara çözüm yolları göstermek iktidar partisinin görevidir. Ayrıca bu sorunlarda iktidar partisine oy veren seçmeninde ciddi şikayetleri olduğunu biliyor, duyuyoruz, tabi yüzyüze geldiklerinde bunları konuşamıyor sorunlarını dile getiremediklerinide görüyor ve biliyoruz. 

 

Medyada konunun tartışıldığı kadarıyla taraflarca sunulan tekliflerin çok gerekçi olmadığını ve bunların bir çözüm yolu gösteremediğini anlıyoruz. 

 

Almanya'da imzalanan, Türkiye'ye büyük zarar veren, ''Tüyü Bitmemiş Yetim Hakkını'' korumayan, tek tarafı koruyan onların çıkarlarını gözeten (AB Ülkelerini) ''geri dönüş anlaşmasının'' detaylarına girmek bugünün sorununa bir çözümde bulmuyor. ''Açık Sınır Politikası'' büyük hataydı demekle de günümüzün sorunları çare olmuyor, 35 milyar dolar (187 milyar Türk Lirası) harcadık ama ülkemize sığnan masum insanlar sokaklarda halen dilencilik yapıyor çöplerden ekmek topluyor bu paralar nereye harcandı diye sormakta bugünün sorunlarına çözüm bulmuyor,  ben kalacaklar diyorum diyerek şahsi inatlaşmalarlada toplumun sorunlarına çözüm üretemiyor ülkemize katkı sağlayamıyoruz. 

 

Yaşlı, kadın ve çocuklar gerçek ihtiyaç sahibi dışında kontrol edilemeyen ''Geçici Koruma Unsurlarını'' ülkelerine gönüllü dönüşlerinin sağlanması için projeler geliştirilmedilir. Bu proje gönüllü dönenlere aylık verilen devlet yardımlarının 6 aylık peşin verilmesi, gittiğinde 6 ay süreyle her ay hesabına yardım gönderileceği ve gidişi için yol masraflarının karşılanacağı şeklinde bir başlangıç yapılabilir. 

 

Ankara, Valilik ve Kaymakamlara göndereceği genelgeyle projeyi başlatabilir, kaymakamlıklara bilgilendirici afişler asılabilir veya bunlar ilgililere duyuralarak sağlanabilir. Bugü basına yansıyan gönüllü geri dönüş yapanların tekrar ülkemize geldiği ve bunlara tekrar maaş bağlanması ve sağlık imkanlarından yararlandırılmasına yönelik genelge çıkarıldığı ve valiliklere gönderildiğini okuduk. 

 

6883-MADDE 12: Geçici korumanın bireysel olarak sona ermesi veya iptali.

 

a) Kendi isteğiyle Türkiye’den ayrılması.

 

Türkiye'den ayrılmasıyla ''Geçici Koruma'' sona ermiştir. Türkiye'ye aynı statüde giriş yapması ve geçici koruma haklarından faydalanması mevzuata göre mümkün değildir. Ayrıca uluslarrası yardım kuruluşlarıyla imzalanan anlaşmalarda da ülkeyi terkeden Geçici Koruma Unsurunun tekrar yardımlardan faydalandırılmasının mümkün olmadığı yönündedir. Ülkemizin bulunduğu ekonomik sorunlar ortadayken siyasi veya kişisel inatlaşmalarla bir yol alınamayacağı gibi yeni sorunların yaşanmasınada sebeb olacaktır.

 

Ülkeden gönüllü çıkan sığınmacının tekrar ülkeye alınması ve tekrar aynı haklardan yararlanılmasının istenmesi günümüz gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'nın politiklarına karşı atılmış bir adım olarakta değerlendirilebilir. Valilere gönderilen genelgenin çok doğru bir yaklaşım olmadığı çok açık.

 

Valilerin ve Kaymakamların Cumhurbaşkanına bağlı olduğunu ve Türk Milletini temsil ettiğini ve onların haklarını koruduğunu unutmamak gerekir.

 

Vatandaşlarımızın Cumhurbaşkanımız ve Meclis Başkanı Yıldırımın açıklamalarından sonra biraz daha sabırlı olmaları, sorunlarını ilçe Kaymakamları veya yazılı dilekçelerle Valiliklere başvurmaları sorunları yazdıkları dilekçede belirtmeleri en doğru bir yöntem olacaktır.

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.

 

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.

 

İnsan doğup büyüdüğü ortamdan, yurdundan uzakta ne kadar iyi bir yaşama ortamında bulurnursa bulunsun, yinede yurdunu arar; onun özlemini çeker. 

 

Bizim insanımız merhametlidir, her ne kadar kızsa sesini yükseltsede bu resimleri gördükten sonra gerçekleri daha iyi anlayacaktır. 

 

 

 

HABER GALATA